Siz hiç birisini röntgenlediniz mi?
Düşünsenize, birisi kendisi için özel bir an yaşamakta. Belki üstünü çıkarıyor, belki tamamen çıplak, kendisini aynada seyrediyor, belki normalde insanların önünde yapamayacağı birşeyler yapıyor, kendi kendine dans ediyor mesela. O an bu kişi tamamen yalnız olduğunu düşünmekte. Hiçbir baskı yok üzerinde, tamamen kendisiyle baş başa, artık ne kadar özel olabilirse, o kadar özel, bir an yaşamakta. Ya da belki bu anı kendisi için özel başka birisiyle yaşamakta... Hayal gücünüzün yettiği kadar ilerletebilirsiniz bu sahneyi.
Ve siz aralık kalmış olan perdesinden onu/onları gözetliyorsunuz. Gözetlemek ne kelime, resmen röntgencilik yapıyorsunuz. O sizin kendisini seyrettiğinizi bilmiyor. Bu size ayrı bir heyecan vermez mi? Kısa bir an için bile olsa onun özel hayatının içine, hatta tam göbeğine girivermek size zevk vermez mi?
Elbette verir mi vermez mi bilmiyorum, daha önce birisini röntgenlediğimi düşünmüyorsunuz ya?! Benimkisi sadece tahmin!
Röntgencilik çok mu itici geldi size? Peki, daha masum(!) bir örnek verelim. Diyelim sevdiğiniz bir arkadaşınızın evindesiniz. O gitmiş, ve ne tesadüf ki yazdığı günlük hemen ötenizdeki masada öylece durmakta.
Hangimiz bu günlüğü okumak için büyük bir istek duymayız, söyler misiniz? O günlükte belki hoşlandığı çocuktan bahsetti, belki dün gece barda gördüğü yakışıklı hakkında aklından geçen en erotik anları yazdı oraya. Belki annesiyle kavgasından bahsetti, ya da daha da güzeli, belki sizin hakkınızda bir şeyler yazdı?
Orada yazılı olanların büyük bölümünü normal şartlar altında hiç öğrenmeyeceksiniz. Arkadaşınız size bazı şeyleri anlatmış olabilir. Ama ya anlatmamış oldukları! Aman allahım, ne kadar heyecan verici, değil mi? Hadi dostum! Kasma kendini, oku, bir iki sayfa oku, ne olacak?
Daha fazla lafı uzatmayayım. Şurası kesin ki, bir insanın özeline girmek güzeldir! Güzel derken ahlaki açıdan iyi ya da kötü ayrımı yapmıyorum, sadece bize haz verdiğini söylüyorum. Bu "özel" ne kadar çok "özel" ise o kadar güzeldir üstelik! Derinden bir suçluluk duyarsınız, "ben bunu bilmiyor olmalıydım" dersiniz, ama diğer yandan zevkten kıvranırsınız!
"Özel" sınırı, ağırlıklı olarak cinsel konuların etrafında çizili olduğundan olsa gerek, bir insan hakkında en çok öğrenmek istediğiniz de, onun cinselliği ile ilgili olan şeylerdir elbette. İskemlede oturmuş ayak tırnaklarını kesen bir kadını mı dikizlemek isterdiniz yoksa banyodan çıkmış, bornozunu üzerinden çıkarmak üzere olanını mı?
Ya da sevgilisiyle mutlu biçimde yatağa oturmuş pişti oynayan bir çifti mi yoksa sevişen bir çifti mi?
Ama "çok özel" anlar aslında sadece cinsel konularla ilgili değil. Zamanında bir karikatür görmüştüm, öylesine çarpıcı bir kare idi ki yıllardır aklımdan çıkmamış. Güzeller güzeli bir prenses, zindanda hapsedilmiş, kurtarıcı prens çoooook yüksek kulenin duvarlarından kan ter içinde tırmanarak çıkmış, camdan başını uzattığında ne görsün? Prenses büyük abdestini yapmış, elindekileri de duvara silmekte!
Iyyyyyy! Ne kadar iğrenç, değil mi?
Peki güzeller güzeli prensesler hiç tuvalete gitmezler mi sanıyordunuz? Ya da onlar tuvalete gittiklerinde malum bölgelerinden tezek değil de mis kokulu çiçekler mi çıkar diye düşündünüz?
Alın işte size mahkum edilmiş bir prenses. Ve, ve, ve... Elini duvara siliyor!
Bundan daha özel bir an olabilir mi?
O prenses belki yalnız olduğuna inandığı bir anda burnunu da karıştırıyordur! Görmek istemez miydiniz bu anı?
Yani kısacası, "özel" anları sadece cinsellik ya da iğrençlikle sınırlandırmayıp "başkalarıyla çok ender paylaşılan anlar" olarak nitelemek doğru olacak gibi.
Ve hiç lami cimi yok, biz başkalarının özel anlarını görmekten hoşlanıyoruz.
Bu keyfi en fütursuzca, çekinmeden deneyimleyebileceğimiz insan topluluğu da ünlüler diye düşünüyorum. Yakın bir arkadaşınıza bile soramayacağımız sorular, magazin muhabirleri tarafından çok rahatlıkla ünlülere sorulabilir. Bunu hiç kimse yadırgamaz.
Halka mal olmanın, halkın malı olmak anlamına geldiğini sanan hastalıklı bir düşüncenin ürünü herhalde bu davranış!
"Falanca ile birlikte misiniz?"
"Hayır, henüz bir ilişkimiz yok, ama sadece dün gece barda biraz birbirimizi elledik, yavaş yavaş ilerliyoruz"!
Siz günlük hayatınızda her başlar gibi görünen ilişkinizi arkadaşlarınıza anlatıyor musunuz? Her hoşlanma duygunuzu hemen onlarca kişiye anlatacak olursanız, kısa süre içinde sizinle dalga geçmeye başlarlar.
Düşünsenize bir kızı tavlamaya çalışıyorsunuz ve binbir zahmetle onu bu gece bir sinemaya götürebilmişsiniz. Yahu daha ortada fol yok yumurta yok, bırakın da şu flört öncesi dönemi keyifle yaşayalım, değil mi? Şimdi ben bu kızla birlikteyim desem, yalan. Birlikte değilim desem, belki yarın sevgilim olacak... Sormayın bana bunu işte, rahatımı bozmayın. Şimdi kameralar önünde "henüz arkadaşız, en kısa sürede onu yatağa atmayı hayal ediyorum" da diyemem ya!
Değil mi?
Evet, sıradan bir insansanız kimse size sormaz. Ama ünlüyseniz, bittiniz. Her adımınızı açıklamak zorundasınız.
Peki nereye kadar? Bunun sınırı nedir? "Oha! Bu da sorulmaz ki" tepkisi hangi noktadan sonra gelir?
Aslında bu merakın temelinde, insanların özellerini merak etmek kadar, sevdiğimiz bir insanla bir şeyler paylaşma isteği de var, kabul ediyorum. Özellikle sanatçı hayranları, o kişiyi o kadar çok sever ki, bir süre sonra onu arkadaşı, canı, kardeşi gibi görmeye başlar. Elbette o noktada artık kiminle sevgili olduğunu, mutlu olup olmadığını da merak etmeye başlar.
Ama o sanatçı aslında sizin kardeşiniz, arkadaşınız filan değildir ve dün gece kime karşı ne hissettiğini de sizinle paylaşmak gibi bir ihtiyaç duymamaktadır!
Sonuç olarak, sadece röntgencilik dürtüsü değildir ünlülerin özel yaşamlarını merak etmeye bizi iten. Ama dedim ya, nereye kadar?
"Dün gece falanca ile birlikte eve girdiniz, prezervatif mi kullanıyorsunuz, yoksa başka bir yöntem mi?"
Böyle bir soru sorabilir misiniz bir ünlüye? Sanırım cevap kocaman bir HAYIR. Hmmm. Demek ki buralarda çizilmiş bir gizli sınır var.
"Çayınızı kaç şekerli içersiniz?"
Bu ise hiç de kötü bir soru değil. Sınırın diğer tarafında, belli ki.
Peki bu sınır nerededir ve kim koyar?
Tabii böyle bir soru sorunca ahlaki değerlerin nerede başladığı ve zaman içinde nasıl da değişebildiği gibi çok derin mevzulara girmemiz gerekir, biz iyisi mi konuyu bu kadar deşmeyelim. Biraz sığ kalalım.
Belki siz aksini düşünüyor olabilirsiniz ama ben ünlü bir sanatçınının da sadece bir insan olduğunu düşünüyorum! İnsanlar yaşadıkları özellerini kendileri için özel olan dostlarıyla paylaşırlar. Bunun dışında sokağın ortasına çıkıp "ben bu adama aşığım" diye haykırmak istediğiniz anlar olmuştur, ama bu yine sizin tercihinizdir. Açıklamak istiyorsanız, açıklarsınız.
Mutlaka, bu kötü duruma çanak tutan bir sürü ünlü de var, bunu asla yadsımıyorum. Sonuçta bu bir piyasa, ve piyasanın kendi şartları, kendi gerçekleri var. Burada prim yapmak için magazine düşmeniz gerekiyorsa belki bir süre sonra bundan zevk almaya bile başlarsınız.
Kabul ediyorum ve yargılamıyorum.
Ama ya kurunun yanında yanan yaşlar?
Yaşamın her karesi gibi, bu da tamamen beyaz ya da tamamen siyah bir hikaye değil. Bu hikayenin içinde röntgencisi de var, sevgisinden merak edeni de, kendisinin kurcalanmasından zevk alan da, bundan nefret eden de var.
Ve bugünün sınırları, dünün sınırlarından çok farklı.
Yarının sınırlarının nerede olacağını ise, korku içinde merak etmekteyim.
14 Aralık 2006
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder