Erkekler çocuktur.
Çocuk gibi değiliz biz, hayır, kelimenin tam anlamıyla çocuğuz. Asla olgunlaşmadık, asla yaşlanmadık biz. Biz asla hayatın bize yüklediği sorumluluk rolünü benimsemedik.
Sadece oynuyoruz. Öyle yaparak birşeyler elde edeceğimiz için, çocuk değilmişiz gibi yapıyoruz. Zaman zaman bir kadının başını yaslayıp ağlayacağı omuzlara sahip oluyoruz.
Onun acısını sahiden paylaştığımız için mi?
Ne kadar güzel bir insani özellik olurdu sahiden... Ama değil!
Dedim ya biz düpedüz çocuklarız. Almayı arzu ettiğimiz oyuncak için her türlü taktiği geliştirmek yönünde büyük bir uzmanlığımız var bizim. Hangi strateji işimize geliyorsa, hangisi bizi oyuncağımıza daha hızlı ulaştıracaksa, onu uygularız. Kimi zaman ağlar, zırlar, tepinir, kimi zaman uslu ve olgun çocuğu oynarız.
Elde etmek istediğimiz şey bir kadınsa eğer, kabul! Madem onu elde etmek için acısını paylaşan, acılara direnen olgun erkek rolünü oynamam gerekiyor. Hay hay! Oynarım. Bu şekilde neler elde edebileceğimi bilirim.
Üniversite yıllarım oyun oynayarak geçti. Bu oyun kimi zaman voleybol, basketbol, futbol gibi sportif faaliyetlerdi, kimi zaman bilgisayar oyunlarıydı, kimi zaman kağıt oyunları, king, pişti, briç ve daha niceleri.
Onları yapmadığımda arkadaşlarımla buluşup bilardo oynadım.
Askere gittiğimde yaşım 28'di. Hayatın dikenli yollarında gezinen olgun bir adam olmalıydım, değil mi? Altı yıldır iş hayatındaydım, sabah akşam İstanbul'un trafiğini çekiyordum, az çok geçim sıkıntısının ne olduğunu öğrenmeye başlamıştım.
Olgundum basbayağı.
Evet. Ben, "olgun" bir biçimde, askerliğimin 12 ayı boyunca bilgisayar oyunu oynadım. Yalnız mıydım? Yooo. Ev arkadaşım yan odada, o da bilgisayar başındaydı. Bir kablo ile birbirimize bağlıydık. Haftasonları arkadaşlar geliyor, oyun partileri düzenliyorduk.
Bütün bunlar eve ziyaretime gelen annem için inanılmaz derecede anlamsızdı. Oturup neden sohbet etmediğimizi soruyordu bana. Anlamıyordu elbette. Çünkü o bir kadındı. Biz ise erkektik, ya da çocuktuk. Bu oyunlar ona ne kadar anlamsız geliyorsa çay içip sohbet etmek de bana o kadar anlamsız geliyordu. Biz sohbetimizi oyun oynarken yapıyorduk, paylaşacağımızı paylaşıyorduk.
Ama kadınlar bizi anlamıyorlardı işte.
Bir erkek için, sosyal bir aktivitedir oyun oynamak. Bir paylaşımdır. Hayatın kendisidir. Çünkü bir erkek, aslında tamamen bir çocuktur. Çocuklar ise ne ister dersiniz?
Oturup memleket meselelerinden bahsetmek mi isterler yoksa halının çizgileri üzerinde oyuncak arabalarını hareket ettirmek mi?
Büyüyünce ne olacakları üzerine konuşmak mı isterler yoksa parkta bir topun peşinden, kan ter içinde koşturmayı mı?
Çocuk için tek bir mutluluk vardır. Oyun oynamak!
Küçükken "lütfen benimle kağıt oynayın, ama en az iki el" diye bir kağıt yazıp masaya oturduğumu hatırlıyorum. Bu öyle uzak bir anı ki, kaç yaşımda olduğumu bile hatırlamadığıma göre, hayli küçük olmalıyım!
Ne mutlu ki artık bir kağıt hazırlayıp masaya oturmam gerekmiyor, çünkü amacıma ulaşmam için sadece aile bireyleri ile sınırlı değilim.
Maalesef günümün uyku dışında kalan tüm saatlerini oyun oynayarak geçiremiyorum artık. Çünkü bu değerli saatlere ulaşabilmek için bir takım görevleri yerine getirmem gerekiyor. Herkes gibi ben de çalışmalıyım, para kazanmalıyım, evimle ilgilenmeliyim. Evliysem karımla vakit geçirmeliyim. Off, bir de bayramlar var, gidip el öpmeliyim, hatta daha da abartıp ara sıra büyüklerimi arayıp hallerini hatırlarını sormalıyım.
Hep kadınların uydurdukları adetler!
Oysa ben bunların hepsini artık haftada sadece birkaç saatliğine hak kazanabileceğim o oyunlar için yapmaktayım. Beni gerçekten mutlu eden dakikalar yani!
Sahiden bu kadar basit olabilir miyiz biz erkekler? Yaşamda başka şeyler de var değil mi, aşk var, insanlara yardım etmek var filan.
Cinselliği tamamen başka bir yazı başlığına ayırmalıyız, burada geçiştirilmeyecek kadar derin bir konu... Ama bu konuda birşey yazacak olsam herhalde aslında tüm yaptıklarımızın "nihai hedef" için çabalamaktan ibaret olduğu sonucuna varırdım!
Söyler misiniz hangi evli erkek lise arkadaşlarıyla çıkıp kafa çekmeyi sevmez? Hangi erkek, arkadaşlarıyla dağlara tırmanmayı, kamp yapmayı istemez?
Ve söyler misiniz, hangi kadın bunu anlayabilir? Kadınlar sadece bir başka erkekle birlikte bir şeyler yapıyor olmaktan, en az onlarla olduğumuz kadar, hatta bazen daha çok zevk almamızı hazmedemezler! Bunu kıskanırlar.
Kıskanmakta da haklıdırlar, çünkü sahiden çok zevk alırız!
Kıskanmakta haklıdırlar, çünkü en sade ifade edilmiş haliyle; "onlar kadındır, biz ise erkeğiz."
Erkek kadın ilişkileri aslında ağırlıklı olarak erkeğin, oyun oynayarak eğlenebileceği saatleri hak etmek için yapacağı davranışlarla şekillenir. Biraz insafı olan kadınlar, akşam iş dönüşü "günün nasıl geçti sevgilim?" muhabbeti işkencesine katlanabilen erkeklerine bazı hediyeler verirler.
İnsafsız olanları ise bazı hediyeleri vermezler!
Madalyonun diğer yanında ise, artık bu oyunlara ihtiyacı kalmadığını düşünen, ve hediyesini hiç karşılık vermeden alan erkekler vardır!
Kadınlar 10 yaşına geldikten bir sene sonra 11 yaşına gelirler, biz ise artık sürekli olarak 10 yaşındayızdır. Bu yüzden, yazık, çok haklı olarak bizim neden olgunlaşmadığımızı çözemezler. Kendileri bal gibi de olgunlaşmıştır işte!
Oysa bizim kaç yaşımızda kaldığımızı ispatlamak için on, onbeş erkeği bir süreliğine bir arada tutmanız yeterlidir. Ve buna en canlı örnek herhalde askerliktir.
Erkeklerin ne çok askerlik anısı vardır, hiç ilginizi çekti mi? Bir ortamda on altı yıllık karısı ile ilgili anılarından değil de on altı aylık askerliğinden sürekli bahsetmesi sahiden de anlamlı değil midir?
Anlamlıdır, çünkü bizim tekrar doyasıya çocuk olmamız için biçilmiş kaftandır askerlik günleri.
Düşünün, yaşım 28. Tam anlamıyla "eşek kadar" adam olmuşum. Askerdeyim. İçtima. Komutanın karşısında dizilmişiz. Tekmil veriliyor. Önde bir arkadaşımız bağıra çağıra tekmil verirken onunla birlikte ben de bağırıyorum.
Neden bağırıyorum ben?
Sadece eğlenmek için! Bir oyun bu! Komutan beni yakalarsa temiz bir sopayı hak etmiş olacağım. Olsun! Aramızda kıkırdıyoruz. Eğleniyoruz.
Bu sadece çok basit bir örnek, bu satırları okuyan her erkek, kısaca dile getirdiğim bu durum için en az on geçerli askerlik anısı sıralayabilir!
Bütün bunlar nereden mi aklıma geldi?
Elbette, erkeklerin çocuk, hatta çocuktan beter olduğu hep söylenen bir şeydir. Ben sanırım bu sözü yanlışıkla "erkeklerin çocuksu davranışlar sergilediği" şeklnde algıladığımızı farkettim geçen akşam, liseden erkek arkadaşlarla toplanıp yemek yediğimizde.
Biz çocuksu davranışlar filan sergilemiyoruz. Sergilediğimiz bir şey değil bu. Biz çocuğuz ve bir çocuk nasıl davranıyorsa öyle davranıyoruz. Siz sakalımıza, dökülen beyazlamış saçlarımıza bakıp bizi "büyük adam" olarak adlandırıyorsunuz. Oysa biz büyümek, amca olmak istemiyoruz.
Orada, on beş kadar arkadaştık. Her zamanki gibi şamata, harala gürele. Lise çağlarında yaptığımız şekilde, geyiğin dibini vurmuşuz. Öyle saçma şeyler konuşuyor ve öylesine içten gülüyoruz ki.
Biz çok mutluyuz o sırada. Arkadaşlardan biri Papa'nın İstanbul ziyaretine sardırmış durumda. Abarttıkça abartıyoruz. Papa'nın tam ikiyüz elli koruması varmış, adam on dil biliyormuş, öylesine muhteşem bir adammış yani papa. Her derde devaymış.
Her derde deva olduğu lafı üzerine karşı koltuktaki arkadaşlardan biri dayanamadı ve İtalya'da hastaların eczaneye gidip "papa var mı" diye ilaç sorduklarını söyledi.
Diğer arkadaş ise bunun üzerine "papa kalbim benekol" veciz sözünü yumurtladı.
Ne kadar komik, değil mi bütün bunlar!
Sizce buna gülen birisinin zeka yaşı kaçtır?
Ve sizce bu olayda, o an masada oturan on beş erkekten kaç tanesi iskemlesinden düşecek kadar gülmüştür?
Bizim arkadaş işi gereği Papa'nın güzergahı üzerindeymiş ve "Papa dont peach" demiş ona. Papa da fiyyy uzamış.
Bırakın biz çocukları, bu Papa muhabbetini yarım saat kadar uzatalım ve karnımız ağrıyana kadar gülelim. Lütfen birisi gelip de koskoca adamlar olduğumuzu söylemesin.
Hayır biz koskoca filan değiliz!
Yarın sabah Almanya'dan gelen müşterilerimizle toplantı sırasında beni takım elbiseli ve son derece ciddi tavırlarla gördüğünüzde sakın şaşırmayın. Ben cuma akşamı arkadaşlarla şirkette buluşup dört kişi, çevireceğimiz starcraft partisinin hayalini kuruyor olacağım.
10 Aralık 2006
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder