12 Aralık 2006

Çirkinliğin Dayanılmaz Hafifliği

Ne mutlu ki ben çirkin bir insanım.

Yani Notre Dame'ın kamburu Quasimodo kadar çirkin olmasam da, yaşamımın hiç bir döneminde "güzel" diye adlandırılmadım. Çok güzel bir bebek değildim, hele hele ilkokul çağlarımda, çarpık bacaklarım ve çağanoz gibi yürüyüşümle hiç şirin sayılmazdım.

Bir erkek olarak da hiç bir zaman bir ortama girdiğimde birkaç kadının bana bakmak için kafalarını çevirdiklerine tanık olmadım.

Ve bu durumumdan hiç de şikayetçi değilim. Hatta bırakın şikayetçi olmayı, çok da memnunum bile! Allahım ne iyi etmişsin de beni Brad Pitt gibi, George Clooney gibi yakışıklı yaratmamışsın.

Biraz daha utanmasam zil takıp oynayacağım.

Bu "yakışıksızlığım" ile gurur duyuyorum. Çirkinliğimi seviyorum. Aslında kendime bu kadar çok çirkin diyerek haksızlık ettiğimin de bilincindeyim ama izin verin o kadarcık da yazar abartısı hakkım olsun. Biliyorum beni görseniz "aa hiç de o kadar çirkin değilmişsin" diyeceksiniz.

İşte ben, sahiden de tam olarak "hiç de öyle çirkin olmayan" bir düzeydeki çirkinliğimi bu yazı boyunca, affınıza sığınarak kelime tasarrufu açısından sadece "çirkinlik" olarak adlandıracağım. Siz bununla neyi kastettiğimi anlarsınız.

Bu yazının çirkin insanı benim!

Ve çirkin olduğum için zeki bir insan olduğumu düşünüyorum. Aynı zamanda çevik ve ahlaklı sayılmayabilirim, ama en azından kendi çapımda iyiliksever sayılabilecek birisiyim.

İyilikseverliğim de, sakın yanlış anlamayın, tamamen çirkin olmamla alakalı.

Hayatımdaki güzel şeylerin o kadar büyük bir kısmı çirkinliğimle ilgili ki, ben bu çirkinliğimi sevmeyeyim de ne yapayım?

Açıklama mı bekliyorsunuz? Elbette açıklayacağım. Hepimiz bu yüzden buradayız zaten...

Bir kimsesizler yurduna gidip oradaki küçük bebeklere baktığınızda en çok hangisiyle ilgilenirsiniz? Masmavi gözleri ve tombul yanaklarıyla şirin olanıyla mı, yoksa kara kuru, bir deri bir kemik duran, sürekli burnu akan ve gözleri de şaşı olan şu köşede gizlenen zavallı yaratıkla mı?

Siz, cevap veren, lütfen istisani bir tip olduğunuzu savunup "çirkin çocuğu severim" demeyin. Öncelikle, "yemezler". Ayrıca kazara doğruyu söylüyorsanız bile, şunu çok iyi bilin ki feci derecede azınlıktasınız. Hatta sizin de çirkin bir tip olduğunuz üzerine rahatlıkla epey para yatırabilirim!

Bebekleri geçelim, bir bara girdiğinizde tanışmak için can atacağınız tip nasıl birisidir? Elbette biliyorum, mühim olan dış güzellik değil iç güzelliktir! Hadi kabul etmiş gibi davranayım! Ama bu bardaki tiplerin iç güzelliğini ben nereden bileceğim? Benim için şu dakikada en güzel iç güzellik, eteğin altındaki iç güzellikten, ya da göğüs dekoltesinin içinde saklı duran iç güzellikten ibaret!

Maalesef, dış güzelliği üstün olanlar en azından şu ortamda benimle tanışma şerefine(!) daha yakın durumdalar. En azından onları tavlamak için birkaç maymunluk gösterisi yapmamı hak ediyorlar.

Ve hayatı düşünürsek, tanışmak için çoğunlukla elimizde kıyaslama yapacak bir "iç güzellik" ölçüsü olmadığını görürüz. Elbette ki masanın başına geçip ikinci cümleden sonra üçüncüsünün gelmeyeceğini anladığınız bir sürü dış güzellik sahibi hatundan hızla uzaklaşmanın yollarını da öğrenmiş olmalısınız. En azından masadan birlikte ayrılacaksanız, nereye gittiğinizi tahmin etmek pek zor olmayacak...

Bizim yaşama amaçlarımızdan biri insanlarla ilişki kurmak ve onlar tarafından sevilmek değil midir?

Maalesef iç güzellik sahibi insanlar maça daha doğuştan birkaç sıfır yenik başlıyorlar...

Acaba bu durum sahiden de "maalesef" mi bizim için?

Hayat ise çok uzun bir maç. Doğum anında avantadan attığımız gollerden daha fazlasını yemek için o kadar çok vaktimiz var ki!

Maça önde başlayanlar, esas kişiliklerinin oluştuğu o altı yedi seneyi, bir adım öteye gitmek için bir çaba sarfetmeye gerek duymadan geçiriyorlar.

Ne yazık onlara!

Çünkü onlar güzel çocuklardı. Uslu olmasalar da, zeka oyunlarında beceri göstermeseler de insanlar onları sevdiler, okşadılar. Herkesin ilgisi o güzel çocukların üzerindeydi.

Oysa çirkin çocuk, bir büyüğünün dikkatini çekmek için bir şeyler yapmak zorundaydı! "Heeeey! Bana da bakın! Bakın ben amuda kalkabiliyorum! Gördünüz mü! Heeey! Eşek mi osuruyor burada! Aloooo?"

Amuda kalkmak yetmedi mi?

"Heeeey! İlkokula gitmememe rağmen iki haneli sayıları toplayabiliyorum biliyor musunuz? Bu salak yakışıklıya sorun bakalım 5 ile 6'yı toplayabilir mi???"

Çirkin insan kendisini geliştirmek zorundadır. Akıllı, iyi, hoş sohbet, müzisyen, sporcu, ya da BİR ŞEY olmalıdır o.

Hem çirkin hem de vasıfsız biri sahiden de çekilmez!

Bu olduğu ŞEY sayesinde çirkin insan sevilecektir. Başarı, onun sevgiye giden yoludur.

Güzel insan ise, en değerli yıllarını bir ŞEY olma ihtiyacı hissetmeden geçirdiği için, şimdi feci bir sıkıntı halindedir. Masasına kendisine kur yapmak için gelenler daha beş dakika dolmadan sıkılmakta ve kaçıp gitmenin yollarını aramaktadır. Onun ise yapabileceği tek şey biraz daha güzel görünmekten ibarettir artık.

Ama işe yaramaz.

Çirkin insan başkalarını sevmenin değerini çok daha iyi bilir. Çünkü sevgi onun eline gökten düşmez. O çalışıp çabalayıp sevgiyi hak etmiştir bugüne kadar. Tırnaklarıyla kazıyarak ulaşmıştır ekmeğine, aslanın ağzından değil, resmen dokuz parmak bağırsağından çıkarmıştır ekmeğini.

İster istemez, aslında bir çıkar uğruna edindiği bu davranışlar en doğal hali olmuştur artık çirkin insanın.

Çirkinler iyidir.

Nasıl ki yokluk içinde bir çocuk eski çoraplardan oyuncak yapıp oynamakla mutlu olur da zengin çocuk yüzlerce oyuncağına her gün aynı bezgin ifadeyle bakar, işte çirkin insan için de karşılaştığı her canlı, o herşeyden değerli çoraptan oyuncak gibidir. Kaybetmenin değerini bilir.

Madalyonun diğer yüzünde ise, artık iç güzelliğin önemli olduğunu, biraz geç de olsa algılamış ve hayata bu gözlükle bakmaya başlamış güzeller vardır. Fakat artık kendisine yaklaşanların iç güzelliği için mi yoksa sadece dış güzelliği için mi geldiklerinden şüphe etmektedir. Bir zamanlar keyifle topladığı sevgileri artık seçmeye çalışmakta, ama neyin gerçek neyin yalan olduğunu bilememektedir.

Görüyor musunuz, ne kadar kötü bir şey güzel olmak!

Şimdi elbette ki dünya üzerindeki bütün çirkinler iyidir, bütün güzeller salak ve kötüdür gibi aşırı uçta bir genelleme yapmadığımı açıklamakla vakit kaybetmek istemiyorum.

Bu söylediklerim, "bayan şöförler kötü araba kullanırlar", ya da "erkekler kadınların ruhlarını okşamayı bilmezler" gibi, aksini gösteren yüzlerce örnek öne sürseniz de, doğrudur.

Aslında yılın bir gününü "Dünya Çirkinler Günü" ilan etmek ne kadar ince bir davranış olurdu. O kadar çok var ki bizlerden!

Bugün 12 Aralık 2006. Ben çirkinim, ve tüm zekamı, tüm iyilikseverliğimi, tüm iç güzelliğimi borçlu olduğum çirkinliğime, huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum!

Ey çirkinliğim! İyi ki varsın! İyi ki doğduğum günden beri seni yüzümde taşıyorum. Sen olmasaydın çekiyor olacağım ızdırabı hayal bile edemiyorum. Allah seni başımdan eksik etmesin, ölene kadar sevgiyi hak etmek için çabalayacağım bir yaşam bahşetsin bana.

Amin.

Hiç yorum yok: