22 Ekim 2007

Yaşamdan Çalmak

Ayağınız tökezledi, düşerken arkadaşınızın Sony Vaio laptopunun kablosuna takıldınız, laptop yere düştü paramparça oldu.

Hay allah deyip geçersiniz değil mi, arkadaşınız da buna çok sinirlenmez herhalde. Ne olacak ki? Topu topu iki üç bin dolarlık bir alet. Sonuçta siz de insansınız, bir anlık dikkatsizlik. Kısmet.

Ya da fabrikanın duvarına bir resim asayım derken kazara elektrik hattını kopardınız.

Olmaz mı? Olur, gayet de kolay olur. Küçücük bir dikkatsizlik. Fabrika, arıza giderilene kadar 1-2 saat durdu, yaklaşık 6000 YTL'lik bir iş gücü kaybı var.

Kızacak mıyız buna peki?

Yooo. Sağlık olsun. İnsanlık hali, elbette siz de istemezdiniz elektrik kablosuna çivi çakmayı. Ama oldu bir kere. Ölüm yok ya ucunda!

Dünyaca ünlü bir şarkıcının konseri var. Siz de kapıda görevlisiniz. İnsanlar bilet alacaklar. Upuzun bir kuyruk var. Ama, şanssızlığa bakın ki siz biletlerin bulunduğu bölmeye masanın kenarında duran kola şişesini devirdiniz. Biletlerin hepsi telef oldu.

Canım oraya da kola şişesi konur mu?

Konmaz. Ama ne yapalım, oldu bir kere.

İnsanlar sırada bekliyorlar. Sıra uzadıkça uzuyor. Bazıları bileti alıp bir işe yetişecekti. Gecikiyorlar. Sizin kabahatiniz.

Ama insanın bu kadar da üstüne gelinmez ki değil mi? Oldu işte. Hani görünmez kaza dediklerinden. İstemeden kola şişesini devirdiniz. İsteyerek yapacak haliniz yok ya!

Canınız sağolsun.

Geçenlerde Beylikdüzü'ndeki Ce-Bit fuarına gidiyordum. TEM'de, gişelere kadar trafik olması, özellikle de o saatlerde normaldir, bilenler bilir. Organize sanayi bölgesi, Olimpiyat stadı filan derken orası tam bir keşmekeş.

Ama gişeleri geçtikten sonra yol açılır her zaman. Bunu bildiğim için virajı döner dönmez karşılaştığım yoğunluk beni şaşırtmadı.

Ancak birkaç dakika içinde trafik "yavaşça akar" durumundan "hiç akmaz" durumuna terfi edince bende de hafiften bir kıllanma hali başladı. Burası tıkanırdı, ama bu kadar da tıkanmazdı.

Gişeleri görene kadar yaklaşık yarım saat geçti. İnsanlar arabalarından inmişler, ortalıkta dolanıyorlar. Panayır alanı gibi mübarek. Kaçacak bir yerimiz de yok. Oracıkta kardeş kardeş bekleşeceğiz.

İstanbul'da bu sahneyi ne kadar çok gördüğümüz geldi aklıma birden. Biz alışığız. O sırada arabasından inip gişelere kadar yürümüş bir adamcağız geri geldi. Tabii trafiğin durumu hakkında herkese sebil enformasyon dağıtarak.

"Abi gişelerden sonra açılıyor mu?"

"Yok birader ya göz alabildiğine böyle!".

İyi, bu akşam buradayız demek ki. Hadi fuara filan yetişemeyeceğimiz kesin de, kim bilir hangi saatte geriye dönebileceğiz?

Aklıma birkaç sene önce yağan karda Beylikdüzü civarında arabalarında mahsur kalıp hem donma tehlikesi geçiren hem de açlıktan perişan olan insanlar geliyor. Burası büyük şehir! Sabahleyin hayır sever vatandaşlar yollara çıkıp hala orada bekleşenlere kahvaltılık filan dağıtmışlardı...

Hey gidi günler hey.

Arabanın içinde oturuyoruz. Geyik yap, muhabbet et, ama bir yere kadar. Hızımız kilometre bölü saat mertebesine bile ulaşamıyor. Daha küçük birimlerden bahsediyoruz. Metre, hatta desimetre civarında seyrediyoruz.

Tabii boş boş oturuyorum ya, aklıma binbir lüzumsuz düşünce hücum ediyor. Saatime bakıyorum, herhalde 45 dakika filan oldu. Şu anki durumda iki, üç sat beklemeyi gözden çıkarmış durumdayım.

Dedim ya, boş oturuyorum, can sıkıntısından düşüne düşüne şunu düşünebildim: Acaba iş yerinde bir işçi iki üç saat çalışmasa, bir kenara otursa patronu ne der?

Bilgisayar programcısıyım. Biz çalıştığımız saatleri satıyoruz, başka bir gelir kaynağımız yok. Üç saatlik iş gücüm kaç para ederdi benim?

Peki, benden çok daha değerli iş güçleri? Büyük bir şirketin CEO'sunun iş saatlerinden üçünü çalmanın bedeli nedir?

Etrafıma bakıyorum. Göz gezdiriyorum. Burada herhalde bin civarı araba var. İçimizde CEO mertebesinde kişiler de, benim gibi hafiften vasıflı çalışanlar da, işçiler de işsizler de var.

Bin araba. Yaklaşık iki bin kişi. Kaçı çalışıyordur?

Diyelim bin kişi.

Bir saattir buradayız.

Bin kişinin bir saatlik iş gücü kaç para eder?

Ben diyeyim 20.000, siz deyin 30.000 YTL. Fazlası var eksiği yok. Ekstradan yanan benzinin, gerilen sinirleri gevşetmenin maliyetini düşünmüyorum bile. Yuvarlak hesap, 25.000 olsun.

Yavaş yavaş trafik açılmaya başlıyor. Geçiyoruz. Gişelerin yüz metre kadar ilerisinde bir araba, sağı solu yamulmuş, kenara çekmişler. İkinci bir araç göremiyorum, eğer önceden götürülmediyse bu araba kendi başına bir yerde röfüje filan girdi, ya da hızını alamayıp korkuluklara çarptı.

Belki de şu çok yakından tanıdığımız manyaklardan biridir, öndeki araçlara makas atma eğlencesindeyken savrulmuştur.

Bir anlık dikkatsizlik yapmıştır yani.

Ve o bir anlık hatasının sonucunda iki bin kişinin yaşamlarından birer saat çalmıştır.

İki bin saat!

Bunun maddi değerini bir kenara bırakalım. Küçük bir hata, ve karşılığında evrenden çalınmış iki bin saat! Yani 83 gün 8 saat. Hesap hatası yok! Yaklaşık 12 haftadan bahsediyoruz!

Az önce fabrikanın duvarına çivi çakarken elektrik kablosunu koparan adama kimse kızmaz deyince ne kadar garip bakmıştınız, hatırladınız mı?

Tam ik i yüz işçiyi birkaç saat boş oturtmanın bedeli ne kadar büyük diye düşünmüştünüz herhalde içinizden!

Onca insanın biletlerinin üstüne kola döken kişiyi eşek sudan gelinceye kadar dövmek istemediniz mi sahiden?

Peki ya "minicik"(!) bir hatası yüzünden ikibin kişiyi bir saat boyunca yolda perişan eden bu insan?

Her gün bu tip "minicik" hatalardan kaç tane oluyordur acaba? Hepimizin mahallesinde, habire kaza olan bir dört yol yok mudur? Ve bu dört yoldaki kaza yüzünden onlarca araba beklemez mi, kornalar çalınmaz mı?

Yaşamdan dakikalarımız, saatlerimiz çalınıyor. Hepsi küçük dikkatsizliker sonucunda...

Evrenden yaklaşık 83 gün 8 saatin çalındığı bir akşam üstüydü sadece. Fuara gidiyordum.

Sıradan bir gündü yani.

Gayet sıradan.