Daha önce başıma birkaç kez gelmişti, ama hiç cesaret edememiştim.
Bir keresinde hiç unutmuyorum, bizim sitenin bahçesinden dışarı doğru yürüyorum, karşıdan bir kız geliyor. Herşeyi unutan balık hafızam her ne hikmetse böyle şeyleri unutmuyor, neyse... Ama nasıl bir güzellik!
Kız mı çok güzel, yoksa ben mi o gün pek bir mutlu günümdeyim, bilmiyorum, ama öyle ya da böyle bana yansıyan sonuç o ki, kız olağandışı güzel.
Hoş benim güzellik anlayışıma da pek güven olmaz, benim için bir Lyv Tyler vardır, onu da hiç beğenmeyen çoktur...
Bu dünya üzerindeki bedenim kızın karşımdan gelip yanımdan geçmesi boyunca birkaç saniye boyunca yürümeye devam etti, ama ruh aleminde bu birkaç saniyeyi ben yitirdim. Zaman durdu. Ben böyle duru bir güzellik görmedim.
Zamanında bir arkadaş otobüs durağındaki kızlara bakarken kafasını trafik tabelasına çarpmıştı, amma dalga geçmiştik onunla. Şimdi bu vesileyle kendisinden özür diliyorum, onu anlayamamışım, özdeşleşememişim. Empati kuramamışım. O gün bereket önümde trafik tabelası yoktu. Trafik tabelasını bırak karşıma kutup ayısı çıksa ona bile çarpacak hale gelmişim.
Geçerken içimden bir ses "kıza çok duru bir güzelliği olduğunu söyle" dedi. O kadar! Sadece güzel olduğunu söyle. Bir çay içmeye davet etme, onunla tanışmayı umma. Sadece güzel olduğunu söyle. Bunu duymayı hak edecek kadar güzel çünkü.
Bir erkek, bir kadına, hiçbir başka amaç taşımadan sadece güzel olduğunu söyler mi?
Acaba söylesem bana bir tokat atar mıydı... Ama neden atsın, ben ona sarkıntılık etmiyorum birşey yapmıyorum, sadece güzel olduğunu söylüyorum. Kızacak birşey yok ki...
Elbette kızacak birşey yok, çünkü kızın benim içimdeki seslerden haberi yok. O kızmamış haliyle yürümesine devam etti, ben afallamış şekilde diğer yönde yürümeye devam ettim. Dönüp söylesem mi acaba filan derken zaten sokağa çıkmıştım bile.
O gün kendi kendime söz vermiştim, eğer bir daha böyle bir şey yaşarsam mutlaka söyleyeceğim. Yahu ne var bunu söylemem karşımdaki insanı olsa olsa mutlu eder, hiç bir art niyetim yok... Mu acaba... Hani ben istemesem de o çok sevinip benimle tanışmak istese... yi mi istiyorum acaba gizliden??
Aman canım, ne istiyorsam isteyeyim, boşver, sonuç olarak bir daha olursa söyleyeceğim diye söz verdim kendi kendime.
Sadece şunu unutmamalıydım ki, kendi kendime söz verip de yapmadığım daha birçok şey olmuştu yaşamımda. Ve bu da sonuncusu olmayacaktı.
Daha doğrusu, bir sonraki deneyimimde yaşayacağım, bir sonraki kendime söz verip de yapmadığım şeye kadar sonuncu olacaktı! Bu biraz çok bilinmeyenli denklem gibi oldu, ama neyse. Zaten konumuzdan saptıkça sapıyoruz, ben bütün bunları esas konuya giriş olarak yazıyordum sakız gibi uzadıkça uzadı...
Ben o günden sonra birkaç kez daha çok güzel kızlar gördüm ve elbette her seferinde kendime verdiğim sözü bir kenara bırakıp güzel olduklarını filan söylemedim...
Ama artık bu işe bir son vermek gerektiğine dair bir işaret gönderildi bana otobüsle eve döndüğüm bir akşam üstü.
Otobüs kalabalık, ben oturuyorum, iki kız geldi yanımda ayakta durdular. Kızların biri aklımı başımdan aldı resmen. Bir yandan da elbette başımı kaldırıp kaldırıp bakmaya çekiniyorum.
Ben öğrencilik hayatım boyunca çok kopya çektim. Bu işin ustası gibi birşeydim. Ama daha sonraki yıllardan birinde bir şekilde bir sınav sırasında öğretmen kürsüsünde bulundum ve o gün her öğrencinin ne komik hareketler yaptığını o kadar net gördüm ki. Oh! Meğer bizim öğretmenlerimiz bizim bütün yaptıklarımızı görüyorlarmış. Başını kaldırıp camdan dışarı bakmalar, tahtaya doğru, düşünüyormuş gibi dalıp gitmeler...
Bir otobüs içinde bir erkeğin bir kıza bakma, ya da daha amiyane tabiriyle bir kızı "kesme" şansı da sınırlı. Ya tam bir hödük olup kıza gözlerini dikip o kaçana kadar bakacaksın, ya da sürekli bakışlarını sağda solda -sözde olan- şeyler için gezdireceksin. O gezintinin bir ucunda da ona bakacaksın.
Bir nevi "geçerken uğradım" durumu.
Eminim ki, öğretmenler sınıfta olan biteni nasıl görüyorlarsa, güzel kızlar da otobüste kendisine bakmak için ıkınan bu "öğrencileri" öyle farkediyorlar.
Madem karşılıklı bir oyun bu, oynayalım.
Kız öyle dünya güzeli değil. Hatta belki çirkin bile sayılabilir. Ama gözleri öyle canlı bakıyor, suratında öyle anlamlı bir ifade var ki...
Heyhat! Otobüs biraz kalabalıklaşınca onlar daha arkaya gittiler. Artık sağa sola bakma numaram da sökmüyordu, birkaç kez iyice abartıp arkaya bile baktım, ama yok bu iş böyle olmayacak. Benim bu kıza bakmam lazım.
Bakacaksın da ne olacak?
Hiiç. Sadece bakacağım.
Bu sahiden garip bir durum. Ama yapacak bir şey yok. Bakasım gelmiş bir kere.
Çaresiz, ayağa kalktım ve ben de arkaya yürüdüm. Kalabalık bir otobüste ayakta kalmaktan ölesiye nefret eden bendeniz maymun gibi ayaktaydım işte. Otobüs sıcak ve ben terliyorum. Olsun, kızı görüyorum. Ne tatlı bakışları var.
Allah sahibine bağışlasın. (Bu sözün de tam anlamını bilmem. Kimdir "sahibi"? Bu yüzün sahibinden mi bahsediyoruz yoksa bu kızın "sahibi" gibi iğrenç bir tanımlama mı sözkonusu?)
Kendime verip de tutmadığım söz aklıma geldi birden. Daha da terlemeye başladım. Tamam! Bu sefer yapacağım bu işi! Uf kendimle konuşurken bir yandan gönül rahatlığıyla uygun açıdan kızcağızın güzel yüzüne bakıyorum. Hafif bir göğüs dekoltesi de var, ama inanın orada değil bakışlarım. (Değilse nereden gördün?)
Ya bu da laf mı, her erkek 100 metre ileriden gelen bir kadının yüzünü görmeden önce en azından göğüslerinin boyutları hakkında bir fikir sahibi olur. Kızın yüzü çok hoş diye bu en tabii erkek davranışımdan geri kalacak halim yok ya?
Kızcağız benim yıllardır tutamadığım bir sözün kefaretini ödeyeceğinden bihaber, yanındaki arkadaşıyla sohbet halinde. Çok güzel gülüyor be!
Tamam dedim, ben sondan bir önceki durakta ineceğim. Eğer aynı durakta inersek yanlarına gidip söyleyeceğim.
Bir yandan da ümit ediyorum, o kadar durak içinde benim durağımda inecek halleri yok ya!
Diğer yandan diyorum ki, yok başka durakta da inse, ben onlarla inip söylerim... Yapar mıyım? Hmm. Belki o zaman kaytarmak için haklı bir sebebim olur... Neyse bekleyelim ve görelim...
Kendi kendime eğleniyorum yani, otobüste karşılaştığım bir kıza sadece çok güzel olduğunu söylemek için hayaller içindeyim.
Tahmin edin bakalım hangi durakta indiler?
Evet! Tam da öyle oldu. Hay bin kunduz. Kendimize de söz vermişiz yine... Off offf. Ne söz veriyorsun abicim, biliyorsun tutamayıp sonra kendine kızıyorsun.
Peh. Kızlar indi, karşı kaldırıma geçtiler. Biraz gerilerinden ben de geçtim. Ha gayret, iki saniye sürecek, sonra dönüp gideceğim. Peşlerinden yürüdüm. Birkaç adım.
I-ıh. Olmuyor. Bir arkadaşıma telefon açtım. Hani kızlar bu akşam karanlığında sapığın biri bizi mi takip ediyorlar diye tedirgin olmasın. Bir yandan telefonla konuşup diğer yandan onlara iyice yaklaştım.
Ve geçtim. Bir sokağa saptım.
Kızlar da o sokağa saptılar.
Eee yeter ama bu ne ya Allahım beni mi test ediyorsun. Yoksa durduk yere hayatımın kadınıyla tanışmak mı üzereyim. Tam filmlere konu olacak bir aşk hikayesi mi bu, böyle saçmalık olur mu...
Biraz durdum, telefonu kapatırken kızlar yanımdan geçti.
Ha gayret! Bu sefer olacak.
Yürüdüm peşlerinden. Birkaç adım mesafemdeler artık.
"Afedersiniz"
Desem duyup duracaklar.
Peki ben diyebildim mi?
Elbette ki... Hayır.
Ben orada bir taşın üstüne oturdum, kızlar yürüyorlar akşamın karanlığı içinde. Amma da uzakmış evleri. Epey bir ilerlediler. Ben bir yandan kendi salaklığıma gülüyorum, bir yandan da korkaklığımla dalga geçiyorum.
Lan geri zekalı, millet bu kadar sürede kızla mercimek fırın üzerine sohbete bile giriyor. Sen sahiden adam olmazsın yahu.
Kızlar iki sokak öteye vardılar bu arada. Hala yürüyorlar. Eh yani oha artık bu sefer gidip söylüyorsun, hiç zart zurt etme dedim kendi kendime.
Ama bir yandan da kendi kendimi avutuyorum, "boşversene" diyorum, "sabaha kadar yürüyecek değiller ya, ben onlara yetişemeden evlerine girmiş olurlar herhalde!"
Eh madem öyle Allahım, o zaman bana bir işaret daha gönder, ben kızlara yetişemeden bir yerde dursunlar, bakkala filan girsinler mesela. O zaman artık karşı koymayacağım sana!
Gece vakti evimin ters yönünde iki kız peşinde yürürken bir yandan da Allahla pazarlık ediyorum. Şu halime bak. İyi ki kafamın ortasına yıldırım filan yemedim "bana ne lan sen kıza çok güzelsin diyeceksin, benimle vıdı vıdı ediyorsun" diye gaipten ses duysam "haklısın hocam" diyeceğim.
Köşeyi döndüm.
Kızlar yok.
Oh içim bir rahatladı ki, herhalde evleri yakındaydı. Ben elimden geleni yaptım abicim, vallahi görsem söyleyecektim, ama yetişemedim, benim suçum yok. Sözümü tuttum, yapabileceğimi yaptım. İçim rahat.
Bu şekilde, hafiflemiş şekilde birkaç daha adım attım ve sağ tarafta bir marketin kasasından çıkmak üzere olan iki kızı farkettim.
Allahım! Bu bir kabus olmalı!
Kendime söz vermeyi geçmiş, daha iki dakika önce Allah ile pazarlık etmişim.
Sanırım bu kez kaçış yok.
Biraz ilerledim. Kızlar marketten çıktılar.
Hala vazgeçebilirim. Çok geç değil.
Kes lan tantanayı. Söyleyeceksin işte. Seve seve!
Kızlar yanıma geldi, bir güç ağzımı açtı. "Kusura bakmayın, ama ne kadar güzel olduğunuzu söylemesem içim rahat etmeyecekti" dedim.
Kızcağız afalladı. Bu akşam karanlığında yoksa sapık mıyım, manyak mıyım, "güzele tecavüz etmek sevaptır" mı diye bağlayacağım bu sözü?
Gerildi. Şaşkındı. Ne diyeceğini bilemedi...
Ben hikayenin devamını bilmiyorum. Çünkü mutlu bir şekilde, koşar adımlarla, hatta çocuklar gibi şen, hoplaya zıplaya uzaklaştım olay yerinden.
Arkama bile bakmadım.
30 Kasım 2006
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder