Nahoş bir kişilik bölünmesi hali içerisindeyim son günlerde. Hatta son günleri bırak, son aylarda.
Hatta son yıllarda.
Hadi hadi baklayı ağzımdan çıkarayım, kendimi bildim bileli.
Ne zaman stabil bir hale geçeceğimi merak etmekteyim. Yok, yani ben de bileyim sıvı mıyım katı mıyım buhar mıyım. Kimbilir belki farkına varmadan plazma haline bile geçivermiş olabilirim.
Şair yarım sürekli olarak olaylara kıçıyla gülen yarımla didişme halinde. Hani insan komşu ülkelerdeki iç savaşlara üzülse de çok kılını kıpırdatmaz, ama bu iç savaş mübarek benim bizzat kıl köklerimin oralarda cereyan ediyor, bu yüzden sürekli bir teyakkuz halindeyim. Hangi çılgın beni ikizler burcu olacak bir tarihte doğurmuş diye şaşarım.
Şair yarım aşıksın, sen biraz ağla, hüzünlen, çık deniz kenarında dolaş filan, yatağına yat hayaller kur, şiir yaz diye vır vır ediyor beynimin bir yanında, olaylara kıçıyla gülen yarım ise elbette kıçıyla gülüyor şair yarıma. Başka bir yeriyle gülmesini bilmiyor o. O aşk diye bir şeyin hikaye olduğunu savunuyor kendince. "Erkeğin aşk dediği şey, avını elde edene kadar, o avın peşinde koşmanın zevkine taktığı bir isimden ibarettir" diyor. "O yüzden av ne kadar zor ise, aşk o kadar büyük olur. Hatta Van Gölü canavarı gibi bir avdan bahsediyorsak, yani belki de imkansızsa onu avlamak, hatta ancak rüyalarımızda görüyorsak onu... Yeme de yanında yat böyle aşkın, yemişim senin aşkını ben" diye ekleyip kıkırdıyor yattığı yerden.
Şair yarım ise sevgiye inanıyor. Sevgi ne kadar karşılıksız olursa o kadar mutluluk verir insana diyor. İçinde kırmızı güller, mavi bulutlar geçen mısralar düzüyor sonsuz aşkına. Utanıyor için için benim şair yarım. Olaylara kıçıyla gülen yarım ise bir kez yatağa attıktan sonra aklıma şiir filan gelmeyeceğini, en güzel kafiyeleri de sırtımı dönüp horlarken yazacağımı söylüyor.
Çok adi bir yarım bu.
Şair yarım ise bu sözleri duymaktan bile imtina ediyor. Çok utangaç o. Böyle şeyleri düşünmüyor bile. Sanki bir bebek bu karşımdaki dişi. O bembeyaz, masum. Onun ancak saçlarını okşarsın, o mutlu olduğu için mutlu olursun. Yüzünü bir saniye olsun gülümsetmek için saatlerini verirsin. Ne yüce birşeydir sevgi.
Diyorken şair yarım, olaylara kıçıyla gülen yarım onun ensesine okkalı bir tokat indirip "hadi lan ordan. Seks düşünmüyorsun? İbne filan mısın lan sen?" diye kahkahalarla gülüyor.
Gayler çok duygusal insanlarmış.
Şair yarımın ise yazık, gaylikle maylike ilgilenecek hali yok ki. O yanağından süzülüp usulca yere düşen bir damla gözyaşına odaklanmış öylece duruyor. Sevdiğini elde edememenin acısı içinde, bir yandan burnunu çekerken diğer yandan "olsun, o mutlu olsun bana yeter" diyor.
Olaylara kıçıyla gülen yarım elbette bu laf üzerine dayanamayıp "yeni bir av bulana kadar böyle sızlanırsın, sonra birden onun mutluluğunu iplememeye başlarsın ooooolum, senin sevgi diye kendini kandırdığın şey bundan ibaret." diyor.
Şair yarım içinden "sen şeyiyle düşünen bir adamsın sadece" diye homurdanıyor, ama bu düşüncesini şairane bir şekilde dile getiremediği için bir şey de demiyor. Orhan Veli olsam bunu bile ne güzel söylerdim kimbilir...
Ama malum savaş bendenizin içinde cereyan ettiği için telepatik iletişim had safhada. Olaylara kıçıyla gülen yarım "tabii ki şeyimle düşüneceğim, sen neyinle düşündüğünü sanıyorsun??" diye soruyor.
"Benim kalbim var" diyor şair yarım.
"Hay senin kalbini de, sevdiğin kızı da..." diyecek gibi oluyor ama o noktada artık ben de biraz müdahale ediyorum. Tamam, sansürcü bir zihniyetim yok ama fazla saygısızlığa da kaçılmasını istemem. Ne de olsa kendi bünyemdeki olaylar bunlar.
Bir yarımın "sevginin en yoğun hali" diye adlandırdığını diğer yarım "elde edemememiş olmak yüzünden gözü dönmek" diye nitelendiriyor. Nasıl bir nahoş durum, tahmin edersiniz.
Bir yarım yatıp aşka dair hayaller kurmak isterken diğer yarım tam aksine kaybedecek bir dakikamın bile olmadığını, çok ama çok çalışmam gerektiğini söylüyor. "Lan 35 yaşına geldin, bir baltaya sap olmak için 55 yaşına gelmeyi bekliyorsan o zaman saplık özelliklerini bile kaybetmiş olacaksın" diye hem lafı geydiriyor, hem de kıkırdıyor.
Şair yarım "çok istersen olur, yeter ki hayal et" derken olaylara kıçıyla gülen yarım "hayallerinizi gerçekleştirmek için ilk olarak uyanmanız gerekir" sözünü seviyor.
Ben mi?
Ben elbette orta yolu seviyorum. Bu ikisinin didişmelerinden dersler çıkarıyorum...
Yuvarlanıp gidiyoruz kısacası...
29 Kasım 2006
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder