12 Haziran 2013

Taksim, Tahrir Değil

Gezi parkı direnişinin gerçek bir zaferle sonuçlanabilmesi için direnişçilerin parkı boşaltması suretiyle bitmesi gerektiğini düşünüyorum.

Eylemcilerin bu düşünceye karşılık verecekleri ilk tepki hiç kuşkusuz "bu kadar gündür yaşadıklarımız boşa mı gitsin?" olacak. Oysa tam tersi, esas bugüne kadar yaşananların boşa gitmemesi için eylemin sonlandırılması, hem de polisin işgali ile değil, özgür iradeyle sonlandırılması gerekiyor.

Gezi parkı eylemi, çevreci grupların bir eylemi olarak başladı, ancak başbakanın diktatörvari tutumu nedeniyle çok kısa bir süre içinde hükümete, daha doğrusu Erdoğan'a karşı, ülke çapında toplu bir eyleme dönüştü. Üstelik bu dönüşümde şu adı bolca telaffuz edilen provakatörlerin hiç rolü de olmadı.

Daha sonrasındaki on küsur gün boyunca toplum olarak hem Gezi Parkı'nda ezilen, hakkı yenen insanlara destek olmak için, hem de başbakana "artık bu tavırlarını yumuşat" diyebilmek için tepkimizi ortaya koyduk. Ancak biz "yumuşak üslup" dedikçe başbakan daha sert konuşmaya, "uzlaşı" dedikçe polisi daha acımasızca insanların üzerine salmaya başladı.

Bu yaşananlarla hepimiz tarihe tanıklık ettik.

Bence artık mesaj alınmıştır! Hayır, başbakanın mesajı aldığını değil, bizim mesajı aldığımızı kastediyorum. Bu iktidar süresince neyin düzeleceğini neyin ise asla düzelmeyeceğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bundan sonra yapmamız gereken, öncelikle Gezi Parkı'nda yaşadığımız polis vahşetini gücümüz yettiğince yargıya yansıtmak ve bir sonraki seçime kadar yaşanacak her haksızlığı, demokratik ve şiddete yol açmayacak yöntemlerle eleştirmek, tepkimizi ortaya koymaktır.

Polisin aşırı güç kullanarak Gezi Parkı'na girebileceğini herhalde hepimiz biliyoruz. Ve orada yeni bir vahşet sergilemeleri de hiç kimseyi şaşırtmayacak. Bu olaylar karşısında parktaki aktivist gençlerin de "gel bizi döv, öldür" diye oturup bekleyemeyeceklerini tahmin etmek zor değil. Bu sırada hiç kuşku yok ki polise karşı şiddet uygulanacaktır. (Haklı ya da haksız olmaları bu noktada önemli değil.) Bir adım sonrası ya halk olarak toplanıp polise karşı silahlı çatışmaya girmek, ya da oradaki gençleri kaderlerine bırakmak olacak. Her iki durum da bizlere bir şey kazandırmayacak.

Ancak daha kötüsü, Gezi'ye aşırı güç uygulayarak girmek yerine, şu anda yapıldığı gibi "bak biz ne kadar demokratiğiz, uzlaşı arıyoruz, sen bize taş atıyorsun, kamu malını yıkıyorsun" diyerek eylemcileri halk gözünde küçük düşürme operasyonu. Gezi Parkı eylemi tek bir ideolojiye bağlı insanlardan oluşmuyor ki, orada her kesimden insan var ve yanıbaşında gaz bombası atılırken parktaki çadırında gaz maskesini takıp oturan olduğu gibi bunu bir savaş olarak görüp karşılık vermeyi doğru bulan da var.

Sonuçta bu iş uzadıkça ister istemez bir kesim insan "ee devlet de ne yapsaydı? Şehrin ortasının işgal edilmesine izin mi verseydi?" diyecektir.

Bu yaşanan ve yaşanacakların halk gözünde eylemin haklılığına gölge düşüreceğinden ve böylece bir sonraki seçimde bugün yaşadıklarımızı "yeteri kadar" hatırlayamayacağımızdan endişe ediyorum.

Eylem bugün sona ererse bir sonraki seçim gününde eyleme dair çok canlı ve olumlu anılar taşıyacağız, polis eliyle sona erdirilmesi durumunda ise bu süreç içinde yaşanacak tüm çirkinlikler hafızalarımızdaki bu olumlu düşünceleri zayıflatacak.

Kazanmak için, bugün kaybetmek gerekiyor.

Hiç yorum yok: