7 Ocak 2009

Değişim Bağımlılığı

Bu sefer söze nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Sanırım çok basit ve çok kişi tarafından zaten gayet net bir şekilde bilinmekte olan bir gerçeği tekrarlayacağımın bilincindeyim ve elimdeki bu sıradan ötesi malzemeyi nasıl allayıp pullayıp satacağımı düşünmekteyim kara kara.

Yaşamlarımız boyunca pek çok bağımlılık ediniyoruz. En tanınmış bağımlılıklarımız içki, sigara, biraz daha hafifleyince çay, kahve vs. Bir şekilde bu alışkanlıkları ediniyoruz ve yaşamımız boyunca da kurtulamıyoruz. İşin komik tarafı şu ki ne kadar çok kişi bu bağımlılıkların zararlı olduğunu söylerse söylesin, dinlemiyoruz.

Bağımlılık, kendi içinde bir şeyi aynı zaman diliminde, aynı şekilde yapmayı içeriyor aslında. Sabah kalkınca bir bardak çay içiyor olalım. Ne kadar masum bir “alışkanlık” değil mi?

“Alışkanlık” mı? Yoksa “bağımlılık” mı?

Bir sabah çayını içemediği için henüz ayılamadığını, kendine gelemediğini, verimli çalışamayacağını söyleyen çok kişiye rastlamışsınızdır eminim.

Ya da öğle yemeğinden sonra sigarasını içmediği için sinirli olduğunu söyleyen birisine mutlaka hak vermişsinizdir.

Bir ara her akşam iş çıkışında bir arkadaşımla tavla oynardık. Tavla oynamadığım akşamlar kendimi garip, eksik hissederdim, rahatsız olurdum Resmen bir “akşamları tavla oynama bağımlısı” olmuştum ben!

Yaşantılarımızda daha birçok bağımlılık örneği sıralayabiliriz. Ancak içlerinde öyle bir bağımlılık türü var ki, bence hemen hemen tüm insanlığın hastalığı haline gelmiş: Değişim bağımlılığı!

Benden çok daha önceleri büyük fizik adamları, insanın sadece değişimi algılayabildiğini söylemişlerdi. Örneğin bir asansöre bindiğinizde ancak asansörün kalkış anında hareket ettiğinizi anlarsınız. Ya da ineceğiniz kata geldiğinizde, duruş anında.

Peki ya arada geçen saniyeler? Hiç hareket etmiyormuşsunuz gibi gelir, değil mi?

Hızdan korkan birini arabanıza alın ve süratle 100km/h hıza çıkın. Eminim korkudan kaskatı kesilecektir.

Oysa aynı kişiyi yavaş yavaş hızlanarak bir otobanda 150km/h hızla taşıyabilirsiniz. İçinde bulunduğu ortam değişmediği için ne hızla gittiğini anlamaz.

Kısaca biz, doğamız gereği, bir şeyler olduğunu anlayabilmek için değişime ihtiyaç duyuyoruz. Düşünsenize, yorucu bir haftanın ardından, çok güzel bir yere tatile gidiyorsunuz. Manzara harika! Çok mutlusunuz! Burası cennet gibi.

O gece dudaklarınızda kocaman bir gülümseme ile uyuyor ve sabah aynı cennette uyanıyorsunuz.

Ama sanki burası dün gördüğünüz cennet değil artık! Neden? Çünkü dün sıkıcı ofisinizden çıkmış ve değişik bir güzel ortama gelmiştiniz. Oysa bu sabah, artık değişen bir şey yok. Aynı cennet!

Bir gün daha kalsanız? Bir hafta daha? Bir ay daha? Bir yıl daha?

Orası hala cennet midir?

Doğrusu mükemmel beynimizin yüzde kaçını kullandığımızı bilemiyorum, ancak sanırım şu anda kullandığımız kadarı bizi aptallık sınırının ancak bir arpa boyu ötesine taşıyabilmiş!

Düşünsenize, bu gerçek cennete gelip güzelliğini anlayabiliyoruz, ama ertesi gün artık anlamaz oluyoruz! Hele hele aradan bir yıl geçmişse, artık ofisimizde bilgisayar başındaki o harika günler gözümüzde tütmeye başlıyor.

“İnsan hep daha fazlasını ister” derler ya, bence o laf doğru değil. Doğrusu “insan hep daha farklısını ister” olmalı.

Bir arkadaşım, yaşantısına ancak farklı şeyler yaptığı günlerin anlam kattığını söylemişti.

İlk başta çok saf ve temiz görünen bu sözün aslında “ben değişim bağımlısıyım” diye bağırdığını farketmemiştim o zaman.

Bir küçük çocuk için bugün mutluluk lunaparka gitmektir.

Lunaparka gider ve sahiden de mutlu olur.

Ama bitmiştir işte o mutluluk, tüketilmiştir. Artık mutlu olmak için başka bir şey yapması gerekir. Elimizde sadece lunapark mı kaldı? O zaman daha farklı bir oyuncağa binsin. Daha değişik bir şey yapsın.

Yapsın ki, bir şey yaşadığını anlasın.

Ama daha dün bu lunapark senin için mutluluktu küçük arkadaşım. Ne değişti? Bak diğer çocuk için hala mutluluk, çünkü daha gitmedi o lunaparka.

Hepimiz, iş hayatımızda olsun, günlük hayatımızda olsun bu değişim bağımlılığına nasıl kapılıp gittiğimizi anlayabiliriz.

Ne ironik canlılarsak, bağımlılık, bir eylemi sürekli olarak ve tercihen aynı zamanlarda yapmaya verilen adken, biz farklı farklı eylemleri farklı zamanlarda yaşama bağımlılığına sahip olmuşuz.

Eh, ne var yani böyle bir bağımlılığımız varsa? Kime zararı dokunmuş? Eminim herkes bunun “ilerleme” adını verdiğimiz muhteşem(!) işe yarayacağını söyleyecektir.

Hah. Şıracının şahidi bozacı!

Bana insanlık tarihinden tek bir bilge kişi ismi söyleyebilir misiniz ki, yaşamı boyunca hep daha iyiye ulaşmak için, daha fazlasını elde etmek için, daha çok kişiye ulaşmak için, ya da daha kısa sürede başarmak için çabalamış olsun?

Hayır. Hepsi sadece ve sadece, “yapmıştır”. Hepsi, ne hikmetse, yaşadığımız anın kıymetini bilmekten bahsetmiş, hepsi, şans eseri olsa gerek, aynı şeyi söylemiş.

Diyeceksiniz ki “bana böyle ulu bilgi hikayeleri anlatma arkadaşım, hayattan konuşalım”.

Güzel, tamam! Hayattan konuşalım!

Hayattaki en temel amacımız nedir? Şöyle ya da böyle, bir şekilde mutlu olmak değil midir?

Peki bu değişim bağımlılığı bizi mutlu ediyor mu?

Evet. Değişim bağımlılığı çoğu zaman bizi zengin ediyor. Daha çok paramız, daha çok evimiz, daha çok, daha çok, daha çok şeyimiz oluyor. Çünkü ilerlemek için çabalayıp duruyoruz. Bir hedef koymak güzeldir, doğru şeydir, değil mi? Hepimiz biliyoruz ki bir şeyi başarmak için kendimize hedef belirlememiz çok faydalıdır, aksi takdirde nereye doğru gittiğimizi bilemeyiz, kayboluruz. Gidemeyiz.

Peki arkadaşım, senin hedefin ne? Üç ev sahibi olmak mı? Tamam, zamanı hızlı çekim ileriye sarıyoruz, çalıştın çabaladın ve üç tane ev alacak paran var. Duralım. Oldu mu şimdi? Mutlu musun?

Diyelim ki tamam şimdi mutlu oldun. Peki bir ay sonra? Yahu bu işte bir gariplik var diye yerinde eşelenmeye başlayacaksın değilmi? Yaşamında bir değişim yok, bir ilerleme yok. Aynı yerde sayıyorsun.

Eh, daha birkaç yıl önce senin için ulaşılması gereken hedef buydu. Bu noktaya gelince mutlu olacaktın. Geldin. Mutlu da oldun. Ama şimdi mutlu değilsin.

Ne değişti? Üç ev o gün ne kadar para ediyorsa bugün de o kadar para ediyor.

İki saat sigara içmediği için yerinde kıpırdanmaya başlayan sigara bağımlısından ne farkımız olduğunu söyler misiniz lütfen? Ben bir fark göremiyorum.

Bağımlılık. Uyuşturucu bağımlılığı mesela. Ne kadar kötü bir şey değil mi! Offf! İğrenç! Hiç kimse bu duruma düşmek istemez. Bir uyuşturucu bağımlısı kendi hayatını mahfettiği gibi, başkalarının da hayatlarını mahfeder.

Peki ya değişim bağımlısı? Sizce de kendi hayatını olduğu gibi, başkalarının hayatını da mahfetmiyor mu? Bir dur, bir sakinleş be kardeşim, sürekli değişim, sürekli değişim, bitmiyor ki arzuların.

Acaba şu ulu bilgeler “arzuları gemlemek” derken bunu mu kastetmişlerdi? Arzuların insanı gerçek mutluluktan uzaklaştırdığını söylerken ne demek istemişlerdi kimbilir...

Ama bizim beynimizin yüzde bilmem kaçlık küçük dilimi herhalde “arzuları gemlemek” sözünü “arzuları yemlemek” olarak algılayıp basmış arzuyu bünyeye, basmış da basmış. Her ne kimyasal salgılaması gerekiyorsa yememiş içmemiş, sakınmamış, bol bol göndermiş. Beyinden uyarıyı aldıkça biz de coşmuşuz. Ha bire istemişiz.

İstediğimizi alınca mutlu olup otursak iyi. Arzu bu, şişede durduğu gibi durmuyor ki, beslendikçe büyüyor.

Hiç kuşku yok ki arzularını gemlemiş, huzurlu bir insanın daha güzele, daha iyiye ulaşmak için çabalamayacağını, mal gibi oturduğu yerde kalacağını söylemiyorum! Yoo, tam aksine, gayet büyük bir mücadele ile daha yukarıya doğru koşar. Ama tek bir farkla; yukarıya doğru giderken şu an bulunduğu yüksekliğin güzelliklerinden de mahrum bırakmaz kendini.

Büyük adamlar bu yüzden dememişler mi, sonuçlarından bağımsız eylemlerde bulunun. Sadece iyi olanı, doğru olanı yapın, sonuçlarına bakmayın. Sadece yapın. Mühim olan yolculuğun sonunda ulaştığınız nokta değil, yolculuğun kendisidir.

Ama pardon, biz böyle ulu bilge zırvalıklarına girmeyecektik değil mi? Huzur filan. Böyle şeyler bize göre değil. Biz hep daha ileriye gideceğiz, ve bulunduğumuz noktada bir gün bile tatmin olmayacağız.

Yaşasın gelişimimiz!

1 yorum:

nese dedi ki...

Ben bu yazıyı çok beğendim. teşekkürler.