Sıkıcı bir iş gününü tamamlamıştım ve neredeyse bütün günüm boşa geçmişti. Bezgin bir şekilde Kurtköy'den Bostancı istikametinde ilerliyordum. Bütün gün aralıklarla yağmur yağmıştı, gökyüzü bulutlarla kaplıydı ve aradan güneş kendini göstermeye çalışıyordu.
Radyoda John Mayer'in çok sevdiğim bir şarkısı çalıyor; Belief. Ben de dalgın dalgın ilerliyorum. İnsan bazı durumlarda adeta otomatik pilota bağlıyor ve öyle gidiyor. Bir anda kendinize geliyorsunuz, aradan on beş dakika geçmiş. O sırada birkaç araba solladınız belki. Belki bir kamyonun arkasına takıldınız... Yok, kaybolup gitmiş bir on beş dakika, o yolu nasıl geçtiğinizi bile bilmezsiniz. İşte tam o haldeyim, kafamda gün ile ilgili düşünceler, bir apartman dairesiyle uğraşmaktayız, ustayla yaşadığımız diyalogları aklımdan geçiriyorum.
O sırada gözlerim ufukta bulutların arasından turuncu rengiyle batmakta olan güneşe takıldı.
Radyoda John Mayer söylüyordu: "We're never gonna win the world... We're never gonna stop the war..."
Şu anda yaz tatilinde olsaydım eminim şu son derece romantik güneş batışını bütün kalbimle, doya doya yaşayacaktım. Hatta "işte buranın akşamlarını bu yüzden seviyorum!" diye haykıracaktım belki de. Deniz kıyısında buz gibi biramı, ya da bir duble rakımı yudumlayacak ve hayatın ne kadar güzel olduğunu düşünecektim.
Oysa şu anda aynı güzel güneşe bakıyordum ve kafamdan sıvayı kötü yapan ustaya bunun cezasını nasıl vermemiz gerektiği geçiyordu.
Usta meselesini tam da şu dakikada düşünmek zorunda mıydım? Zaten bu mesele, gün içinde beni yeterince germişti. Şimdi neden tekrar dönüp aynı şeyi düşünüyordum?
Biz kendimize acı çektirmeye çok meraklıyız sahiden!
John Mayer söylemeye devam ediyordu: "Oh everyone believes... In how they think it oughta be..."
Ne düşünüyorsak onu mu yaşıyorduk yoksa sahiden? Güneş bulutların arasından turuncunun binbir tonunu sunarken otobanda yüzlerce araç, yüzlerce aracın içinde yüzlerce asık surat... Akıyorduk bir yere doğru.
Peki ama nereye?
Bir yaz tatili akşamında bizi duygulandıran güneş neden şu anda umrumuzda değildi? Mutsuzluğumuzun sebebini dışarıda aramamak için ne kadar güzel bir örnekti işte şu anda yaşamakta olduğum!
"We're never gonna win the world... We're never gonna stop the war..."
Suratıma bir gülümseme yayıldı, bugün epey ihmal etmiştim yaşama gülümseyerek bakmayı. Oysa birkaç aydır, bir kitapta okuduğum "sürekli sırıt ve dik dur" prensibini elimden geldiğince uyguluyordum. Özellikle de arabanın içinde yalnızken. Gülümsemek insanı mutlu hissettiriyor. En mutsuz anınızda bile.
Aslında esas mesele mutsuz olduğumuz anların diğerlerinden tek farkının, o an mutsuz olmayı tercih etmemiz olduğunu anlamak!
John Mayer söylüyordu. Ellerimle direksiyona vurarak tempo tutmaya başladım. Gülümsedim.
Güneş batıyordu. Çok güzeldi mübarek!
5 Nisan 2007
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder